ArabicChinese (Simplified)EnglishFrenchPortugueseRussianSpanishTurkish
ADALETTE YOZLAŞMA SORUNSALI | KURTULOF | Farklı Bir Seçenek

ADALETTE YOZLAŞMA SORUNSALI

Adalet, TDK sözlüğünde "1. Yasalarla sahip olunan hakların herkes tarafından kullanılmasının sağlanması" ve "2. Hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme" olarak kendine yer bulmuştur. Eski Yunan düşünür Platon’a göre adalet en yüce erdemlerden biri, insanın ve devletin temel davranış kuralıdır. Aristo’nun hareket noktasını ise eşitlik kavramı oluşturur. Ona göre herkese eşit davranmak adalet için yeterli değildir. Bir hukuk düzeni güçsüzleri koruduğu ölçüde adaletli olabilir. Peki adalet böyle bir güzelleme ile tanımlanırken toplumdaki adalet anlayışındaki sapmalar nasıl açıklanmalıdır?

 

Toplumsal bir algıdan bahsederken öncelikle bu algının oluşmasını sağlayan mesajın kaynağından başlamak gerekir. Toplumun adalet algısı söz konusu olduğu için toplumda adaleti dağıtmakla yükümlü olan güçlerden söz etmek gerekir. Toplumda adalet ilk el olarak devlet vesilesiyle, sonra ise devletin kurumları aracılığıyla dağıtılır. Adaletin nasıl dağıtıldığı ve hangi kurallara riayet ederek toplumda can bulduğu konusu toplumdaki adalet duygusu ile orantılıdır. Toplum için adalet duygusu toplumun kalbine giden damarlar gibidir. Bu damarlar kanamaya başlarsa bu, toplumun tüm değerlerini etkiler ve en sonunda toplumun yıkılmasına kadar gider. Devleti toplum bireylerinin bir sözleşmesi olarak nitelendirdiğimizde toplumun bozulması, devletin ve onun kurumlarının çökmesi sonucunu doğurur. Haklının hakkının verilmesi toplumda bu kadar büyük bir önem arz ederken, adalet kavramının bencil uygulamalarla sömürülmesi topluma karşı büyük bir hakarettir.

 

Adalet kavramının içinin boşaltılması konusunda tek suçlu adalet sağlayıcılar değildir. Aynı ölçüde olmasa da toplumun bizzat kendisi de bu bozulmadan sorumlu tutulmalıdır. Çünkü devleti oluşturan da toplumdur, toplumsuz devlet olmaz. Bireysel ilişkilerde, sosyal yapı içerisinde ve çalışma hayatında toplumun kendi damarlarını kesmeye çalıştığını görmekteyiz. Toplum, bir yandan adalet aşkıyla yanıp tutuşurken, diğer yandan da adaleti ateşe atarak bir çelişki içine girmiş vaziyettedir. Gerektiğinde hakkını almak, elde etmek için acımasızca savaşanlar, hakkı elde ettiklerinde  onu umarsızca tüketmekten de gocunmazlar. Kamusal bir işe alım buna iyi bir örnektir. Meydanlarda adalet aşkını bir güzelleme silsilesi içinde aktaranlar, işlerine gelmediğinde de haklıyı ezmekten geri durmamaktadırlar. Bu rövanşist anlayış tarihin akışı içinde her zaman kendine yer bulur. Bunu, güçlünün haklıyı ezmesi olarak da adlandırabiliriz. Adalet şovunu yeterince yaptığını düşünen yetkin hükümetler, toplumu tatmin ettiklerine kanaat getirdikten sonra kendilerini tatmin yoluna gitmekten geri durmazlar. Bu da toplumu bir adalet duyarsızlaşması girdabına sokar. Burada şunu belirtmem gerekir ki bu durum sadece bir toplum için değil genelde birçok toplum için geçerlidir.

 

Peki bu duyarsızlaşma girdabından toplumu nasıl çekip çıkaracağız? Belki de bu soruyu sormaya ihtiyaç duyan ve bu konuda kafa yormak isteyen insanların çoğalması buna bir çözüm getirebilir. Peki bu nasıl sağlanacak? Toplumun kanayan damarlarını, ancak ve ancak, yine toplum rehabilite edecek ve onaracaktır. Her toplum kendi adaletini kendisi bulur. Bazı toplumlar için adaletsizlik bir adalet halini alır ki bu en vahim durumdur. Toplumun kalbine giden damarlar kopmaya yüz tutmuşken ve "Ankara'da dayın olacak oğul" vb. sözler vicdanımızın kulaklarında yankılanırken bu soruna çözüm bulamayız. Tamam, Ankara'da dayınız olsun. Bu olumsuz bir şey değil. Ancak bu bizim adalet anlayışınızı zedelememeli. Birileri vesilesiyle bir yerlere gelenlerin oradaki ömrü, kendilerini oraya getirenlerin vesayeti ile sınırlıdır. Sonra yeni bir vesayet, sonra bir yenisi daha gelecek ve bu böyle sürüp gidecektir.

 

"Peki adalet nasıl sağlanmalıdır?" konulu bir normatif soru sorduğumuzda yönetimde olan kişilerin kendilerine göre bir adalet savunuculuğu kılığına girdiğini görürüz. Karar verme organlarındaki insanların el kaldırıp indirmekten başka bir haklarını kullanmaktan yoksun bırakıldığı ve birbirlerine el kaldırmadaki başarıları büyük bir takdiri (!) hak eder. Kahve muhabbetinde devlet kurup devlet yıkan bir toplumun yöneticileri de ancak kendileri gibi olur. Toplumu yoğurt olarak nitelendirirsek bunun kaymağı da yöneticilerdir. "Adaletteki bu duyarsızlaşmanın kaynağı sistem midir, yoksa sisteme adapte olmada muazzam bir yüzsüzlük gösteren bireyler midir?" sorusu derin ve sonu gelmeyecek bir sorudur.

 

Toplamda baktığımızda adaletin yozlaştığını ve toplum vicdanındaki yerini kaybetmekle karşı karşıya olduğunu görürüz. Bunu tetikleyen nice sebepler vardır. Kazuistik metotla hazırlanan binlerce yasamız bize adaleti sağlayamaz durumdadır. Bu birçok toplumda da böyledir. Burada asli olarak görünen sorun bu kanunları üreten ve kullanan devletin organlarının hakka, hukuka ve adalete saygısının azalmasıdır. Adaletin tanımda kalmadığı, güzellemelerle ve yüce betimlemelerle anlatılırken saygısızca katledilmediği bir toplumun bireyi olabilmek umuduyla...

- Reklam Alanı -

Kapatmak için ESC'ye basın