ArabicChinese (Simplified)EnglishFrenchPortugueseRussianSpanishTurkish
KÜÇÜK PRENSİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ | KURTULOF | Farklı Bir Seçenek

KÜÇÜK PRENSİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Küçük Prens... Fransızca aslıyla "Le Petit Prince" olan ve Fransız yazar Antoine de Saint-Exupéry'nin yazdığı bir hikaye olan Küçük Prens, dünyada adından en çok söz ettiren kitaplardan biridir. Bu zamana kadar okumamış olmanın pişmanlığıyla birlikte kitaba başladığımda bu kitapta neler bulacağımı ve hissedeceğimi kestirememiştim. Gerçeğin mayasının gözle görülemeyeceğini bir çocuğun zihninden gözler önüne sunan kitapta insanın büyüdüğünde saflığını kaybettiğinden, zihnen görebilme gücünün nasıl yıpranıp köreldiğinden ve duygularının asıl anlamından nasıl uzaklaştığından örneklerle bahsedilmiş. Evcilleştirdiğimiz veya bize evcilleştirmemizi emreden sistemlerin hüküm sürdüğü dünyamız ile yalnızlığa terkettiğimiz asıl gerçekliğin arasındaki uçurumu ve bu sebeple biz büyüklerde oluşan duygu kaybının nasıl bir derecede olduğunu sayfalar tükendikçe görmekteyiz. İçselleştir(e)mediğimiz gerçeklik yüzümüze vurdukça biz, çocukluğunu yaptığı hatalara gömmüş olan büyükler, o gerçeklikleri küçümseyip işimizle yani ortaya koymuş olduğumuz yapay bir gerçeklikle yaşamayı tercih ediyoruz. Romantizmin, eleştirinin ve insanın içini ısıtan cümlelerin güzel örneklerini içeren bu dokunaklı eserde günümüz gerçeklik algısına ilişkin örneklere rastlayacağımı hiç düşünmemiştim.

 

Fil yutmuş yılanı şapkaya benzeten ve kutunun içinde bir koyun olabileceğini kolay kolay anlayamayan biz büyükler gerçeği de böyle kutulara veya şekillere sokup zihnimizin ücra köşelerine hapsetmişiz. Gerçek algımız asıl gerçeğin kendisinden gelmeyen, bize gösterilen ve inanmamızı emreden yapay bir gerçeklikten, yani koca bir yalandan ibarettir. Tabi bu durumda "gerçek nedir, kime göre gerçek" gibi sorular ortaya çıkabilir. Gerçek yalan olmayan, yapay olmayan, varlığı inkar edilemeyen ve doğru olan şeydir. Ancak biz büyükler, gerçeği işimize geldiğince tabaklara koyup öyle servis eder olmuşuz insanlığın sofrasına. Gerçek, gerçeğin sunuluş şekli, gerçeğin algılanması ve toplum algısı gibi konular sosyal bilimlerin incelemesi gereken temel konulardan bazılarıdır. Konu genelde toplum, insan, birey ve toplumun kuralları ekseninde olsa da özelde konu gerçeklik algısı bağlamında da incelenmeye muhtaçtır. Hikaye bu anlamda da benzetmelere sahip. Biraz irdelediğimizde Asteroid B-612'den yolculuğa çıkan Küçük Prens'in uğradığı duraklarda karşılaştığı karakterleri uygun örnekler olarak alabiliriz.

 

Baobabları ele alalım... Birkaç tanesinin bile bütün bir gezegeni mahvettiği baobablar, günümüzdeki televizyon gerçekliği ile kıyaslanabilir niteliktedir. Çağdaş medeniyetler seviyesine televizyonla ulaşmış (!) halkımız, televizyonda uydurulan birkaç yalanı hayatlarının doğrusu haline getirip inanabiliyorlar. Bu yalanlara doğru bir araştırma ile test edilmeden inanılırsa bunlar da baobabların erken zamanlarında koparılmaması gibi kişilerin bütün hayal dünyasının harap olmasına neden olması sonucunu doğurur.

 

Gezegeninde yapayalnız yaşayan kendini beğenmiş ise günümüzde sürekli kişisel gelişim kitapları okuyan ve bunlara dolup dolup çevrelerine egoizm kusan tiplerle kendisine yer bulur. Yazarlarına saygım sonsuzdur ama okuyanları bana bir garip gelmiştir hep. Övülmek, kendi kendini gaza getirmek, büyükmüş hissine kapılmak vs. için bir uyuşturucu kullanır gibi okunan bu kitaplar kişiyi ileri götürüyormuş diyorlar. Evet gerçek algılarını kaybetmiş olan okuyucularda genel koyduğum teşhis bu: bazen gerçekten çok ileri gidiyorlar.

 

Bir de tabii ki iş adamı ve bilim adamı var. Bunlar da kafayı ellerindeki ile bozmuş moronlar. Bir insan sadece alanı ile ilgili veya sahip oldukları ile ilgili konuşulmasını ve fark edilmesini istiyorsa ortada bir hata vardır. Bu tam anlamıyla bir bencillik olarak adlandırılamaz. Bu durumun daha çok işkoliklik olarak tanımlanması gereklidir kanaatindeyim. Bu arada iş adamı ve bilim adamından bahsetmişken memur tiplemesiyle karşımıza çıkan bekçiden de bahsetmek gerekir. Feneri belirli zamanda yakıp belirli zamanlarda söndüren çaresiz bekçinin dünyası da o fenerden ibaret ve kısıtlıdır. Aynı bir memurun da hayatı, işinin çerçevesine sıkışır kalır. Bu dar çerçeveden dolayı memuru suçlayamayız. Gerçekliğini kaybetmiş sistem, onu da kendi gerçekliğinden koparıp küçük bir gezegene hapseder. Sarhoş da yine bu dar çerçevede gelip geçen bir hayatla hikayede kendine yer bulur. İçki içmekten utanan birinin bu utancını unutmak için içmeye devam etmesi de bizlere hayattaki hatalarımızın ortaya çıkıp bizi utandırmasından korktuğumuz için yepyeni hatalarla hayatımızı süslememizi (!) hatırlatır.

 

Asteroidlerin bir diğerinde yaşayan ve hükmedecek kul arayan kral, Adalet Bakanlığı görevini Küçük Prens'i kendisine kul yapmak için bir çırpıda feda ederek bir kralın gözünde kuralların önemini bizlere anlatmış oldu. Kral her şeye hükmettiğini ve etrafında olup bitene yön verdiğini sanan zavallı bir soytarıdan başka birşey değildir. Adına 'değerli' deyince değer kazanmayan karanlık bir yalnızlıkta sıkışıp kalan bu kral, kulunu arayadursun biz hikayenin en temel parçasına gidelim.

 

Gül... Burada gerçeği gül ile tanımlamak gerektiğini düşünüyorum. Bir o kadar alımlı ve çekici ama bir o kadar da sert ve mağrur. Gerçeğin mayasını yitirmiş, yalanlar girdabında bir sağa bir sola savrulan, gerçeklik algısını ona emredildiği gibi şekillendiren ve erdemli (!) çobanların peşinde koşan bir de koyun tiplemesi var tabi. Gerçeği bir çırpıda yiyip yok sayabilecek bir koyun. Tabii ki gülün buna karşı hazırlığı var: dikenleri. Gerçeklerin acı olması da bundandır belki. Batar, kanatır ve acıtır. Tabii bu koyunu daha saldırgan yapar. Gocundukça saldırır, acı duydukça yalan rüzgarına sımsıkı sarılmaya devam eder. Son olarak iş yalan rüzgarına geldiğinde gül savunmasızdır. Bir fanusa koyabilirsiniz ama bu da gülün yani gerçeğin açıklık amacına aykırı olacağından gerçek, yalan rüzgarına karşı yapayalnız kalır. Bir Küçük Prens olmadan yani güle, gerçeğe aşık bir ruh olmadan gülün rüzgara karşı koyması imkansızdır.

 

Son olarak biz insanlar... Gerçeğin bir süha yıldızında olduğunu bilemeyen ve birçok insan gibi gözle görülebileceğine inanan bir insan topluluğu olan bizler yani büyükler, çocuklar gibi kalamadık. Maalesef gerçeği aradığımız bu karanlık yolda süha yıldızını kaybedip yapay bir gerçeklikte kendimizi gerçekleştirdiğimizi sanıyoruz. Bir yapaylar, yani yalanlar, dünyasını evcilleştirip içselleştirerek ve bilmeden hareket ederek bir koyun gibi gülü yemeye çalışıyoruz. Ama Küçük Prens'ler gelip geçmeli bu dünyadan. Güle, yani gerçeğe, aşık olup etrafına bakınarak doğruyu ve yanlışı görmeli. Vicdan muhasebesini yaparak iç dünyasındaki baobablardan kurtulup gülü evcilleştirerek, onu rüzgarlardan koruyup kollayarak, krallardan ve dolayısıyla koyunlardan koruyan bir Küçük Prens olabilmek umuduyla...

- Reklam Alanı - Sayfa İçi Reklam Alanı

Kapatmak için ESC'ye basın