ArabicChinese (Simplified)EnglishFrenchPortugueseRussianSpanishTurkish
OTORİTE VE HUKUK | KURTULOF | Farklı Bir Seçenek

OTORİTE VE HUKUK

Hukukun otoriteye veya iktidara başkaldırdığını hiç gördünüz mü? “Hukuk mekanizması adalete hizmet için değil, sadece kesin hüküm ortaya çıkarmak amacıyla işler.” der bir düşünür. Bir başkası “Hukuk, güçlünün zayıf üzerinde kurduğu bir tahakkümdür.” der. Burjuvazinin diğer sınıfları yönetmekte kullandığı bir kurallar bütünü özelliği gösteren hukuk, zamana göre tanımsal ve otorite sahibine göre ideolojik bir çeşitlilik gösterir. Monarşi rejiminde başka, oligarşik ve entellektüalist rejimlerde başka, demokrasi rejimlerinde başka bir hukuk tanımı vardır. Her rejimin, kültürün, dinin, coğrafyanın ve gücün kendine özgü bir kural sistematiği mevcuttur. Ama hukuk eski bir şey değildir. Eski olan kurallardır; icat edilen, üretilen şey ise hukuktur. İnsanlar doğaları gereği hata yapma ve probleme neden olma vasfına sahip olduklarından ‘insan olan yerde hata vardır, sorun vardır’ demek uygundur. Peki bu eksiklikler toplumda nasıl çözümlenmiştir? İmparatorluklar ve feodalizm çağındaki gibi güç kullanarak mı, günümüz demokrasilerindeki gibi iktidardaki oligarşik gücün insafına göre mi, yoksa burjuvazi ailelerin kukla mekanizmasının sonucu olarak suni hukuk ile mi çözümlenmelidir?

 

Abraham Lincoln’ün dediği gibi demokrasinin halkın kendisini kendisi için yönetmesi olduğunu varsayarsak şu sonuca da ulaşabiliriz: Hırsızlar da arasından temsilciler seçerek kendisini yönetebilir. Aynı zamanda katiller de, istismarcılar da, rüşvet veya bir diğer adıyla hediye kabul eden şerefli devlet memurları da kendi içlerinden temsilcilerle kendi toplumlarını yönetebilirler. Peki demokrasinin iyi olması hali nasıl sağlanacak, az önce bahsi geçen birilerinin hukukuyla mı? İçinde yaşadığımız, haklarımızı koruyan (!) ve sınırlarını çizen, adalet temalı ve ekselanslarının hizmetkarı olan hukuk, halkın bütününü nasıl koruyabilir ki? Tabii “kral hata yapmaz, kral hep iyiyi ister” diyenler ve bunu fütursuzca savunanların lider peşinde veya iktidar soytarılığı peşinde olduğunu söyleyebiliriz. Başta da söylediğimiz gibi insan olan yerde hata vardır. Yani biz insanlar, konuştuğumuz demokraside bir hata payı bırakarak konuşmalıyız.

 

Ya demokrasi olmasaydı, ne yapardık, nasıl yaşardık biz? Günümüz toplumlarında demokrasi, bir antibiyotik değil sadece bir ağrı kesici işlevi görür. Saatlik bir uyuşma ve ağrıyı hissettirmeme amacıyla alınan ağrı kesicinin etkisi geçtiğinde hastalık çözülmemiştir ve yeniden nükseder. Demokrasi de bir bağımlılıktır. Bir düşünün, kalbiniz sıkışınca sadece ağrı kesici alıyorsunuz veya ayağınız kırılmış ve siz yine mükemmel çözüm olan ağrı kesiciye başvuruyorsunuz. Toplumun ahlaki değerleri, sosyokültürel yapısı sakatlanmış ama biz yüce güçlerin bize bedavaya verdiği demokrasi ilacıyla tedaviye başlarız. Peki otorite bu sakatlığın tedavisinde (!) nasıl rol oynar?

 

Max Weber’e göre otoritenin türlerinden bir tanesi de ‘hukuksal otorite’dir. Peki otorite bu gücünü nasıl oluşturur? Otorite veya devletteki versiyonuyla iktidar, toplumdaki en güçlü örgüt olan devletin belirli bir zaman aralığı için yönetimini yapan örgütsel mekanizmadır. Otorite bu yetkiyi ele aldıktan sonra bir çekim gücü oluşturur. Her şeyin kurallara göre veya kurallara uydurularak yapıldığı kanun devletlerinde yetkiyi kullanan bireyler çoğu zaman başka güçlerin eliyle bu yetkiyi kullanırlar. Çekim gücü aslında otoriteyi güçlendirmiş gibi görünse de bu, Lord Acton’un “güç yozlaştırır; mutlak güç mutlak şekilde yozlaştırır.” sözüne göre otoriteyi başka bir otoritenin altında yozlaşmış bir emir erine dönüştürebilir. Halkın otorite karşısında ezildiği ve otoritenin de bazı gizli otorite sahipleri karşısında el pençe divan durduğu bir toplumda adalet nasıl dağıtılıp sağlanmalıdır?

 

Filozofların bir kısmı doğal hukuku savunurken bir diğer kısmı da iradi hukuk ile yeni bir akımı başlatırlar. Pozitivist hukuk da denilen bu fikir, büyüsünü kaybettikten sonra otoritenin gücünü korumak üzere kullandığı ve koyduğu kuralla bağlı olmadığı bir sisteme dönüşmüştür. Kanunlar genel, sürekli, soyut ve objektif olarak tanımlanmasının yanında siyasi tercihin normatif hale getirilmesidir. Her insan fıtratında güç sahibi olma içgüdüsünü barındırır. Bu da iktidar savaşlarını meydana getirmiştir. İlk zamanlarda bir kadına koca olmak üzere savaşan iki kardeş bu savaşların habercisidir. İktidar olmak isteyen taraflar, halkın devletini halk için ve halk tarafından yönetilmesi amacıyla değil; aslında iktidar gücünü ele geçirme kaygısıyla bu yarışa dahil olmuşlardır.

 

Ve hukuk da bu iktidar savaşı veyahut yarışında, güçlünün acıktığında yediği helvadan bir puttan farksızdır. Ortadoğu’daki birçok toplum çağdaş ve zamanının en mükemmel (!) sorun çözücüsü olan demokrasi aşkıyla yanıp tutuşurken insanların acısını hissetmeden klavyenin tuşlarına basmak nasıl anlamlıysa, yüce ve adil güçlerin de 'demokrasi getirmek için' çıkardıkları savaşlar da o kadar muteberdir.

- Reklam Alanı - Sayfa İçi Reklam Alanı

Kapatmak için ESC'ye basın